Mihriban Karakaya: Devrimci Tutsaklar Sahipsiz Değil
Haziran 12th, 2008 Posted in UncategorizedMihriban Karakaya, İzmir Cezaevi İnisiyatifi ve Erol Zavar’a Özgürlük kampanyasının etkin aktivistlerinden biri. Odak Dergisi son sayısında Karakaya ile Sincan yürüyüşünü, Zavar’a Özgürlük kampanyasını ve tecride karşı mücadeleyi konuştu. Karakaya, “Özlem tandırın dibindeki köz gibidir her karıştırıldığında parıldar. Devrimci tutsaklara olan özlemimizi harlatmanın ve közü parlatmanın vaktidir ve daha yeni başlıyoruz” diyor.
Ben de çok teşekkür ediyor ve ‘daha biz yeni başlıyoruz’ diyerek; Eyleme katılan tüm dostlar ile hapishanelerdeki tüm canlarımızı selamlıyorum…
ODAK: Sevgili Mihriban Karakaya. Hem İCİ bünyesi hem de Partizan saflarından olmak üzere Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu’nun sürekli içinde yer alarak emek ve yüreğinizi kattınız. Sizinle daha sonra, geleceğe dair perspektif ve önerilerinizi daha da açacak şekilde geniş bir Söyleşi planlıyoruz. Dergimizin baskıya girmek üzere olduğu şu saatlerde özellikle de yaşanmışlıklar konusundaki görüşlerinizi almayı çok önemsedik. Kabul ettiğiniz için teşekkürler. Zaten tüm çalışmaların içinde idiniz, o nedenle hiç uzatmadan soralım: Sincan Yürüyüşü’nü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mihriban Karakaya: Geçtiğimiz yıllarda Bergama Hapishanesi önünde yaptığımız basın açıklamaları sırasında boş tarlalara doğru slogan atmanın çok da “gerekli” olup olmadığı yönünde çelişkili duygular yaşardım… ancak bir gün, içeriye yaptığım bir ziyarette; bu basın açıklamalarının aslında tutsaklara ne denli moral verdiğini kendi gözlerimle gördüm. Olaylara niçin böyle tek yönlü baktığım ve içeri ayağının böylesi etkinlikleri bu denli motive edici olarak yaşadığını nasıl olup da düşünemediğimi sonrasında epey bir sorguladım.
19 Aralık sürecinde de içeriye aileler olarak onlarca, hatta bazen hem de aynı anda yüzlerce kartpostal attığımız olurdu. Daha sonra ise bunların hiçbirinin ulaşmadığını öğrenir, üzülürdük. Bir gün yine aynı konuyu tartışırken şu noktada ortaklaştık: evet kartlarımız belki henüz tutsaklara ulaşamıyor, ancak onları alan hapishane idareleri şunu çok iyi kavrıyor ki, içerdekiler sahipsiz değil ve dayanışma devam ediyor, edecek…
Sincan Eylemi “boş tarlalara” bakan bir eylem de değildi, içerdeki motivasyonu çok yükselten, özellikle ‘10 saatlik sohbet hakkı’ndan sonra ivmesi alabildiğine düşen hapishaneler konulu etkinliklere taze bir kan taşıyan, yeniden bir arada olmanın gerekliliğini bilinçlere taşıyan… çağrı ve duruşu son derece net bir Eylem idi.
Bir tek hasta devrimci tutsak özelinden hareketle, hasta olanlar da dahil aslında tüm devrimci tutsaklara sahip çıkılıp dayanışma yükseltilirken, diğer yanda da devlete deklere edilen mesaj da çok açıktı. Hem biz omuz omuza ve tek ses, tek yürek sadece tüm tutsaklara değil, tecridi dayatan ve uygulayanlara, yani devlete mesajımızı açık olarak ulaştırabildik, hem de içeriden tüm devrimci tutsakların hiç ayrımsız seslerini coşku ile sesimize kattıklarını gördük, yaşadık ve izleyen günlerde de ayrıntılarını Avukat ve tutsak yakınlarından öğrendik. ‘İçeride Dışarıda Hücreleri Parçala!’ şiarını ete kemiğe büründürmenin yolu da böyle hem alanda hem de cezaevleri ile eşzamanlı bir biçimde tek ses tek yürek olmaktan geçmiyor mu? Bu boyutu ile de yaşadığımız süreç çok anlamlı idi.
Eylem, bence; hem devrimci içerik ve duruşu hem de söylemiyle son derece sağlamdı. Evet şunlar söylenebilir: Yüksel’de daha görsel şeyler yapılabilirdi, yani güvercin uçurabilir, el ele zincir oluşturabilir, oturma eylemi yapabilirdik ya da “sağır kulaklara” davul zurna çalabilirdik, vb. Bunlar şekle dair öneriler ve tabii bir sonrası için hepimizin daha çok düşünmesi, sürece kendini bir diğerinden beklemeksizin daha çok katması için öğretici unsurlar. İş bölümünün daha iyi yapılması ile tüm görevlerin belli arkadaşlarımıza kalmaması, elbette ki, daha iyi bir seyir sağlayacaktır. Ancak bizim Sincan Eylemi’mizde gerçekten emek harcayan dostlarımız; hiçbir yorgunluk belirtisi sergilemeksizin ve bu konuda serzenişe de girmeden çok güzel bir emek sergilediler, yüreklerine sağlık…
ODAK: Doğrudan Erol’la ve Kampanya’nın geleceği ile ilgili boyut için neler söylersiniz?
Mihriban Karakaya: Evet biraz önce eylemin içeriye ve devlete mesajını işledim, diğer bir konu ise EROL ZAVAR’ın özgürlüğe kavuşması konusunda nasıl bir katkısı olacağıdır. Bu konuda illerde yürütülen, onca faaliyet, verilen onca emek sonucunda kamuoyunda oldukça önemli bir ilgi uyandırılmış ve farkındalık sağlanmış olsa da, elbette ulaştığımız nokta henüz yeterli değil. Daha çok takipçi kurumu sürece katmak, duyarlılıkları arttırmak ve sorunun bütünlüklü yanını da eksik bırakmadan, yani diğer hasta tutsakların sürecini de ilmek ilmek işleyerek kamuoyuna aktarmak gerekiyor. Sincan Kampüsü önünde sergilediğimiz pratik; bu motivasyonu sağlama konusunda da, bence oldukça anlamlı ve etkili bir katkı sağlamıştır.
Eyleme ilk gelen insanların F tipi gerçeğini görmesi, içeriye sesimizi verme çabamızda yaşanan insan üstü çabamız ve neredeyse sloganlarımızla o duvarları yıkacaktık noktasına varan motivasyon; bundan sonrası için çok önemli bir kazanımdır. Ancak bu etkinlikte yer al(a)mayan çevre ve kurumların neden orada ol(a)madıklarını da iyice sorgula(t)mak ve yarınlardaki yeni etkinliklerde bu eksikliğin aşılması doğrultusunda yapılması gerekenleri bilince çıkartabilmek için de çaba harcamamız gerekmekte.
F tipi tecrit ve hasta tutsaklar sorunu ülkenin ciddi diğer gündemleri içinde kaynamasına izin veremeyeceğimiz bir sorundur. Ancak bu alanda en çok olması gereken İnsan hakları kurumlarının bile neden bu eylemde kitlesel olarak yer almadığı ya da yeterli desteği vermediği de ayrıca mutlaka irdelenmelidir.
Bundan sonrası için materyali (afiş-stikır-takvim-kalem-anahtarlık-gazetelere köşe yazıları-radyo programları-ilgili dosyanın yeniden tüm kurumlara dağılımı-imza masaları- yurt dışı etkinlikler zinciri-kartpostal basımı v.b) daha çok, emeği daha yoğun (bu konuda ilk önerim bir Heyet oluşturularak bizzat Koordinasyon’un, Elif ve İHD ile ve olabilirse Akın Birdal, Ufuk Uras ya da Selahattin Demirtaş ile birlikte Adalet Bakanlığı ziyareti… yine TBMM İnsan Hakları Komisyonu ziyareti… ayrıca yine İHD’ye hasta tutsaklar bazında çalışma ve mümkünse Cezaevleri Kurultayı yapılması için çağrıcı olunması… TTB’nin eğer mümkünse F tiplerindeki tecridin etki ve sonuçlarını araştırmaya çağrılması…) etkinlikler gerekiyor. Diğer yandan ise bu tür etkinlikler için geleceğe dönük bir bütçe planlaması da acilen kendini dayatıyor.
ODAK: Daha sonra tüm bu önerilerinizin açılımlarının belli ki EZYHK içinde ve hep birlikte yapılması gerekiyor. Varsa diğer önerilerinizi de alabilir miyiz?
Mihriban Karakaya: İCİ’den Arif Arkadaşla sohbet ediyorduk bu konuda. Adli Tıp Kurumu’nun bilimsellikten uzak ve tümüyle dönemsel ve siyasi kararlar veriyor oluşu ile ilgili bir şeyler yapmak gerektiğini düşündük. Artık, özellikle de siyasi tutsaklar söz konusu olduğunda, Adli Tıp Kurumu’nca nesnel bir yaklaşım sergilenmesini beklemek için aşırı naif olmak gerektiği açığa çıktı. Bu nedenle hasta tutsakların serbest bırakılması yönündeki çağrı ve başvurularla ilgili başka bir yaklaşım söz konusu olabilmeli. Hasta tutsaklarla ilgili başvuruların ve daha sonraki tetkik ve muayeneleri ile ‘serbest bırakılmalarını gerektirir bir durumun olup olmadığı kararı’nın direk olarak TTB’nin inisiyatifinde oluşturulacak Adli Tıp Birimi ya da yine TTB inisiyatifinde Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD) benzeri meslek ve dal örgütleri tarafından verilmesinin, hem bilimsellik hem de kamuoyu vicdanı açısından daha isabetli olacağı görüşündeyiz. Özellikle siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik kararlarda bu yetkinin TTB’de olması ve o yönde kurumlaşmasına yönelik tartışma açmak ve kampanya başlatmak işlevli olur diye düşündük. Bence bu konuyu hep birlikte olgunlaştırmalıyız.
Diğer bir nokta da iller bazında ilerici radyoların aylık düzenli hapishane konulu program yapmaları; tutsak yakınlarına söz hakkı vermeleri ve hasta tutsakların sesinin duyurulması konusunda daha işlevli olabilmelerine yönelik çalışma yapmamız gerekliliği.
ODAK: Son olarak eklemek istedikleriniz?
Mihriban Karakaya: Sincan’da bir genç bana sormuştu. ‘Abla tek bir pencere bile yok!’, diye… Böylesine duyarlı insanların kafasında bile F tipinin ne olduğu konusunu canlandıramadığımız ve hala konuyu tam olarak kavratamadığımızı orada anladım. Artık kapı kapı bildiri, Şiir Kitabı ve Belgesel dağıtımları yapan, birebir ajitasyon çalışması yürüten bir Kampanya üretmek lazım sanki… bu yapılan eylem ve etkinlikler tecridi yaratan ve yaşatanlara en net yanıttır o konuda farklı bir düşüncem yok, sadece daha çok emek ve zaman gerekiyoru vurgulamak istiyorum.
İçerisi, yaşam yokmuşçasına soğuk… Oysa orda canlarımız yatıyor, yüreklerimiz atıyor
İşte içeriye dair atan yürekleri çoğaltmak, soğumuş hafızaları da ‘silkelemek’ lazım belki. Onca emek ve zahmete karşın seslerimizi devrimci tutsaklara ulaştırdık, ama sesini sakınanlara da bir sözümüz olmalı, onlara ulaşmanın zemini tartışılmalı ve yola daha güçlü devam edilmeli…
ODAK: Hem bu Söyleşi için, hem de tüm katkılarınız için çok teşekkür ediyor, tüm çalışma arkadaşlarınız ve yoldaşlarınıza selamlarımızı iletiyor ve tekrar yüreğinize sağlık diyoruz.
Mihriban Karakaya: ‘Özlem tandırın dibindeki köz gibidir her karıştırıldığında parıldar. Devrimci tutsaklara olan özlemimizi harlatmanın ve közü parlatmanın vaktidir.’
Ben de çok teşekkür ediyor ve ‘daha biz yeni başlıyoruz’ diyerek; Eyleme katılan tüm dostlar ile hapishanelerdeki tüm canlarımızı selamlıyorum…


1 Yorum: Mihriban Karakaya: Devrimci Tutsaklar Sahipsiz Değil”
aris yazdı 6 Eki 2008
merhabalar,ypmis oldugunuz calismalar icin sizleri kutlarim, bizlerde elimizden geldigince tutsaklarin sesi olmaya calisiyoruz ve bunun icin yeni bir sayfa yaptik bu konuda bizimle paylasabilirseniz seviniriz.her sey gönlünüzce olsun. sevgilr saygilar.