Erol Zavar’a Özgürlük İmza Kampanyası

Devletin vicdan turnusolu: Güler Zere

9 Kasım 2009 Basından | Yorum Yok »

Sayın muktedir iktidarın yetkilileri; Tamam… Hocanızdı, hepiniz onun rahle-i tedrisatından geçmiştiniz. Size eleştirel bir bakışla yaklaşanları bir kaşık suda boğacak kadar tahammülsüzken sizi yerden yere vuran Erbakan’ı evindeki lüks tutsaklık hayatından kurtarmada hiç tereddüt göstermediniz. Risk, böyle zamanlarda alınırdı zaten. Eleştirilere kulaklarınızı tıkadınız ve hocanızı anında salıverdiniz. Vefanın bu kadarına gözlerimiz yaşardı.
Sayın Ergenekonsever yargı… Tamam… Çoğunuzun gönüllerinizdeki hocası, kanaat önderi, en saygın kişisi… Perde arkasındaki en üst elit. Kast’a olan saygınız ve bağlılığınızdan ‘taburcu olabilir’ raporuna rağmen Mehmet Haberal’ı hastaneden çıkartıp cezaevi kapılarından geçirmek aklınızın ucundan bile geçmedi. Sınıfsal dayanışmanız muhteşem. Bu ihtişam önünde eğildik.
Çok sayın paşalar… Tüm hukuka bağlılık yeminleriniz kulaklarımızda çınlarken ‘nezaketen’ emniyetlere, cezaevlerine ziyaretler düzenlediniz… Nezaketten tesadüfler doğdu ve Tolon ile Eruygur çok fena hastalanıp sivilliğin üzerine sarılmış haki raporlarla cezaevinden kuş gibi uçuverdi. Saygımız sonsuz. Korumanın böylesine şapkamızı çıkardık.
Ya orada ya burada mutlaka bir çıkara dayanan ve bir sebep bulup ses çıkarmayan, alkış tutan medya. Bu; “Bendense sus, değilse boğ” çürümesinin sacayaklarından biri olmanız bir yana hesapçılığınızı her zaman takdir ettik.
Ama…
Hepimiz ve hepiniz tüm bunlara rağmen ortak bir vicdan, birleşmiş bir merhamet, herkese eşit mesafede hukuk, asgarisinden de olsa insani duyarlılık etrafında birleşebilirdik.
Bakın… Güler Zere ölüyor.
Gerektiğinde jet hızıyla çalışan Adalet adamları; Cumhurbaşkanı Gül Zere’yi affetmek için bunca zaman göndereceğiniz dosyayı beklediğini söyledi ve gelir gelmez de affetti. Bunca zaman neyle meşguldünüz ki bu kadar geciktiniz?
Yeri geldiğinde mutlaka bir boşluk bulup bağımsızlık ilkesini her türlü hukuktan bağımsızlığa kadar ilerletebilecek kadar bağlantısız yargı. O kara kitabın her yeri delik deşikti. O boşluklardan birini bulup neden bir kez olsun kötüden iyi çıkarmadınız?
Üzerine vazife olmayan binlerce işe büyük bir iştahla atılan işbitirici Genelkurmay. Bir eksik bir fazla ne fark ederdi? İlgimiz yok demeyin lütfen, ne yaptığınızı biliyoruz. Bir kez yine görev tanımınız dışına çıkıp siviller üzerinde o karşı konulmaz tahakkümünüzü gerçekleştirmek için neden duraksadınız?
Dördüncü ya da birinci, güç sıralamasında mutlaka yer kapan ve istedi mi tuttuğunu kopartan medya… Bir kez, bari bir kez olsun işe yarar bir birleşme içine girip Zere’nin meselesini birkaç gazetenin silik mücadelesi halinden neden uzaklaştırmadınız?
Tamam… Medyasından ordusuna, siyasetçisinden hukukçusuna hepinizin bir hesabı vardı. Günah defterleriniz bu hesaplarla hayli kabarıktı. Oysa bir fırsattı Zere. Belki sizi sırat köprüsünde üzerine alıp geçirecek o iyilik fırsatı. İster daha sonra işin pazarlamasını yapıp daha çok satabilir, ister bu olasılığı değerlendirebilirdiniz. Neden bunca zaman sustunuz?
Yapacağınız şey çok kolaydı oysa. İnsanı insan yapan özdeki insafı, duyarlılığı, merhameti, affedebilme erdemini bir kerecik olsun her türlü giydirilmiş öfkenize, hesabınıza, kitabınıza baskın kılacaktınız.
Çünkü aslında insandınız ya… Çünkü aslında insandık ya… Ve insan diğer varlıklardan hesapçılığıyla değil vicdanıyla ayrılırdı hani. O yüzden.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=09.11.2009&ArticleID=963371

Ersin Tokgöz/Radikal

Erol Zavar ve Hasta Tutsakların Serbest Bırakılması için Açlık Grevini Başlatıyoruz

16 Ağustos 2009 Basından | 1 Yorum »

erolzavar_aclikgrevi3-2009-08-16

erolzavar_aclikgrevi1-2009-08-16

dsc00014dsc00018

 erolzavar_aclikgrevi_vadiziyaret-2009-08-161

 

 Hasta Tutsakların serbest kalması için, 4 yılı aşkın süredir, sürdürdüğümüz mücadele  devam ediyor.  Ölümlerin önüne geçmek, hasta tutsakların serbest bırakılmasını sağlamak için 5 gün süreli açlık grevini başlatıyoruz.

Ölümleri Durdurun!
Hasta Tutsaklara Özgürlük!

EROL ZAVAR’A YAŞAMA HAKKI KOORDİNASYONU/ANKARA

Erol Zavar’ın Raporu Kamuoyuna Açıklandı

3 Ağustos 2009 Basından | Yorum Yok »

*Erol Zavar’ın raporu EZYHK, TTB ve ÇHD tarafından Türk Tabipler Birliği’nde yapılan bir toplantı ile kamuoyuna duyuruldu. Toplantıda, Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu Koordinatör’ü Dr. Alp Ayan, TTB Başkan’ı Prof. Dr. Gencay Gürsoy ve ÇHD Başkan’ı Av. Selçuk Kozağaçlı birer konuşma yaptılar.

 

BASINA ve KAMUOYUNA,
Bilindiği gibi Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) icraatları son yıllarda giderek artan oranda tartışılmakta. Tartışılan konular sadece Hüseyin Üzmez Vakası ya da Münevver Karabulut’un otopsisinde yaşananlar değildir. Cezaevlerinde yaşamsal risk yaratan hastalıklarla yatmakta olan birçok insan hakkında, özellikle de ATK 3. İhtisas Dairesi’nin adeta otomatiğe bağlanmış izlenimi veren ‘Tutukluluk koşullarında tedavisi mümkündür!’ raporları da, kamuoyu vicdanını kanatmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz aylarda 77 yaşındaki Ali Çekin’in ve 2 hafta kadar önce de İsmet Ablak’ın kanser hastası olmalarına karşın, bu yaklaşımın sonucu olarak cezaevlerinde yaşamlarını yitirdikleri biliniyor.
Son olarak ‘ağız içindeki metastatik kanser’i, terminal (son) döneme (4. Evre) ulaşmış ve geçirdiği 2 ameliyattan sonuç alınamamış olan Güler Zere’nin durumu basına yansıdı. Zere için Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Kürsüsü’nce ‘%30’un altındaki tedavi şansının kullanılabilmesi için hemen tahliye edilmesi gerektiği’ yönünde 2 rapor düzenlenmiş olmasına karşın İnfaz Savcılığı yine de kendisini ATK’na sevk edip görüş sorması, mevcut yasalara göre bile tümüyle keyfi bir uygulama görüntüsü veriyordu. Daha dramatik olan ise Güler Zere’nin 3 kilo daha kaybetmesine neden olan 28 saatlik karayolculuğu sonrasında 10 dakikalık bir muayeneye dayanılarak yazılan 3. İhtisas Dairesi Raporu’nun, bizatihi kendisi idi. Rapor’da Güler Zere’nin tedavisinin hükümlülük koşullarında sürdürülmesi uygun görülüyordu. Yetkililer, hiçbir nesnel ve bilimsel veriye dayanma gereksinimi duymaksızın, ATK 3. İhtisas Dairesi Kararı’nı, Çukurova Üniversitesi’ninkine üstün sayarak uygulamaya koydular. Güler Zere de maalesef ölüme gün saymak üzere tekrar cezaevine gönderildi.
Yine benzeri olgulardan biri olan Erol Zavar’ın durumunu ve kendisi hakkında Birliğimizce hazırlanmış olan Raporu değerlendirmek üzere bugün bir aradayız. Erol Zavar’ın eşi Elif Zavar ve Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Merkezi tarafından Birliğimize yapılan başvuru üzerine Merkez Yönetim Kurulumuzca görevlendirilen Prof. Dr. Veli Lök başkanlığındaki ve TTB adına görev yürüten, Üroloji, Adli Tıp; Kardiyoloji; Psikiyatri ve Dahiliye uzmanlarından oluşan bir Heyet; Erol Zavar’ın Sağlık Dosyası ile tüm verilerini inceleyerek bir Değerlendirme Raporu düzenlemiştir.
Nisan 2009 başında başvuruculara teslim edilen Rapor, öncelikle ve elden Cumhurbaşkanı’nın değerlendirmesine sunulmak istenildiği için, o aşamada kamuoyu ile paylaşılmamıştır. Cumhurbaşkanlığı’ndan randevu taleplerine aylardır yanıt alamayan başvurucular, son olarak Cumhurbaşkanlığı Sekreterliği’nce yapılan: “Erol Zavar ile ilgili elimize ulaşmış herhangi bir Rapor yoktur!” açıklaması üzerine Rapor’u iadeli tahahütlü olarak Cumhurbaşkanlığı’na göndermeyi ve bir Basın Toplantısı ile konuyu kamuoyu ile paylaşmayı tercih etmişlerdir.
Rapor Süreci
Hükümlü hastanın sağlık dosyası; alternatif ya da bağımsız bilirkişi raporları alanında dünya çapındaki en önde gelen isimlerden biri olan Değerli Meslektaşımız Prof. Dr. Veli Lök tarafından görevlendirilen; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Aşçı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Aslan ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu’na gönderilerek; her biri tarafından ayrı ayrı ürolojik, kardiyolojik ve psikiyatrik yönden incelenmiş ve düzenlenen değerlendirme raporları dosyaya eklenmiştir.

Bu aşamadan sonra Sayın Lök; İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Zeki Gül’ü ayrı ayrı; yukarıda belirtilen değerlendirme raporları ve Erol Zavar’ın Sağlık Dosyası’nı inceleyerek yorumlamakla görevlendirmiştir.

Prof. Dr. Veli Lök; Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Uzman Dr. Zeki Gül’ün hazırlamış oldukları Değerlendirme Raporlarının birbirlerini destekler nitelikte olduğunu ve bu incelemeler temelinde şu sonuçlara ulaşılmış olduğunu Birliğimiz Merkez Konsey Başkanlığı’na iletmiştir:

Uzman Dr. Zeki Gül değerlendirme sonucunu; “(…) Dosya’nın tamamı ve tüm uzman tıbbi değerlendirmeleri; tek tek ve bir arada ele alındığında, Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Hasta Mahkum Erol Zavar’ın tedavisinin cezaevi koşullarında mevcut hali ile devamının sağlığını olumsuz yönde etkilediği ve hastalıklarının yaşamını tehdit eder duruma kadar ilerlemesine yol açtığı tıbbi kanaatine ulaşılmıştır. Bu tıbbi kanaat ışığında Erol Zavar’ın izlem ve tedavilerinin stres etkenlerinin asgari düzeyde tutulabileceği koşullarda, kendi doğal ve sosyal ortamında sürdürülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır” şeklinde formüle ederken;

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise tıbbi kanaatini; “(…) Erol Zavar’ın sağlık durumu itibarıyla, gerek tedavisinin uygun biçimde sürdürülmesi gerekse iyileşmesi için gerekli koşulların sağlanmasının F tipi cezaevi ortamında mümkün görülmediği, var olan hastalıklarının ve özellikle kanser ve kalp ritm bozukluğunun süreklilik arz eden ve yaşamını tehdit eder düzeyde hastalıklar olup, bu hastalıkları ile cezaevi ortamında bulunmasının 5275 sayılı yasanın 16/2 maddesinde belirtildiği şekilde hayatı için kesin tehlike oluşturacağı kanaatini bildirir rapordur” şeklinde belirtmiştir.

Erol Zavar’ın sağlık durumu ve karşılaştığı uygulamalar Ülkemiz cezaevlerinde, özellikle de F Tipi cezaevlerindeki tüm hükümlü ve tutukluların içinde tutuldukları sağlık atmosferi konusunda yıllardır hem bizlere hem de ilgili iç ve uluslar arası kamuoyuna tartışılamaz veriler sundu. Denilebilir ki, alana duyarlı hemen herkes verili koşullarla ilgili teorik ve bilimsel öngörü ve beklentilerinin doğrulanması ya da yanlışlanmasını, Erol Zavar’ın kamuoyuna mal olan benzersiz öyküsü üzerinden sınadılar. İzleyebildiğimiz kadarı ile Erol Zavar; insan sevgisi ile; çocukları – Eşi – sevenleri ve dostlarının desteği ile; şiirleri ile… destansı yaşama sevinci ve direnci ile; bir kanser hastası açısından bu en olumsuz koşullarda 9 yıla yakın bir süredir hayatta kalarak bizlere önemli bir zaman ve zemin sağladı. Bundan sonrası, yani Erol Zavar’ın tedavisinin uygun koşullarda gerçekleştirilebilmesi için zaman kaybedilmeksizin tahliyesinin sağlanması, bu Ülke’nin vicdanını oluşturduğunu düşündüğümüz demokratik kamuoyumuzun, aydın – yazar ve sanatçılarımızın, tüm duyarlı insanlarımızın hemen gündemlerine alarak sağlamaları gereken bir görevdir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın, randevu alınamaması üzerine kendisine posta yolu ile iletilen ilgili Dosya’yı vakit kaybetmeksizin değerlendireceği ve gereğini yapacağını umuyoruz. Raporumuzun herhangi bir boyutunun yorumlanması ile ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’nın talep edebileceği her türlü katkı için her an hazır olduğumuzu ifade etmek isteriz.

Erol Zavar’ın, benzeri durumdaki diğer tüm insanlarımız gibi, daha da geç kalınmadan tahliyesi, toplumsal onurumuz açısından büyük önem kazanmıştır. Onurumuza sahip çıkalım, 03.08.2009.

Prof. Dr. Gencay Gürsoy
Türk Tabipleri Birliği Başkanı

Erol Zavar; Güler Zere ve Samet Çelik Yaşasın! Tecrit Öldürür, Dayanışma Yaşatır!

2 Ağustos 2009 Basından | Yorum Yok »

*Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu, İstanbul-Ankara ve İzmir’de olmak üzere eş zamanlı basın açıklamaları düzenledi.

dscn7454

dscn7467

Sevgili Dostlar, Değerli Basın Emekçileri,

Hapisten bir kişi daha tabutla çıktı; İsmet Ablak da Cezaevi’nde yaşamını yitirdi. Son dönemde sık okuduğumuz başlıklar oldu bunlar. Artık bu tür haberler duymak istemiyoruz.

Bilindiği gibi cezaevleri başlı başına bir sorundur ülkemizde. Binlerce insanımız ABD patentli, AB finanslı tecrit hapishanelerinde ceza içinde ceza çekerek yatmakta. Bir kısmı için durum daha da zor. Çünkü onlar ayrıca hastalıkları ile de boğuşmak zorundalar. Bahsettiğimiz basit hastalıklar da değil… ağır, yaşamsal hastalıklardır. Cezaevinde tedavisi mümkün olmayan; kanser, şizofreni, felç benzeri hastalıklar.

Aslında ceza yasalarında bu tür durumlar için gerekli maddeler mevcut. Yasaya göre hayati bir sorun teşkil eden sürekli bir hastalığı tespit edilen tutuklu veya hükümlünün cezası Adli Tıp raporlarıyla saptandığında ilgili Cumhuriyet Savcılığı tarafından altı ay süreyle ertelenebiliyor. Ayrıca bizzat Cumhurbaşkanı da aynı gerekçe ile cezayı hafifletilebilir ya da tümden kaldırabilir, yani hükümlü geçici değil tümüyle tahliye edilebilir.

Geçtiğimiz yıllarda bu yasanın uygulanabildiğini hep birlikte yaşayarak gördük. Cumhurbaşkanı, Erbakan’ın ev hapsi cezasını hasta ve yaşlı diye affetti. Ergenekon tutuklusu Generaller ve diğer subaylar ile İbrahim Şahin ve bazı sivil tutuklular tedavi görebilsinler diye serbest bırakıldılar. Yine Cumhurbaşkanı’nın mesane kanseri olan Mustafa Varlık’ı tahliyesine karar verdiğini de basından izledik, iki ay kadar önce. Yani böyle bir yasa var ve uygulanıyor da. Buna bir itirazımız yok bizim. Bizler insan hayatının ve haklarının dokunulmazlığı evrensel ilkesinin geçerli olmasının kavgasını da veriyoruz. İtirazımız; uygulamadaki çifte standarda, yetkiyi elinde tutan kurumların açık taraflılığınadır. Hasta eğer solcu, muhalif, yani devrimci ise ölüme terk edilmekte… Tüm insanlığın vicdanı gibi, bizim de itirazımız bu kabul edilemez pervasızlığadır.

Anlatılabilecek maalesef çok sayıda benzeri örnek var şu sırada cezaevlerinde. Ancak bu noktada, birçok insanlık dramından yalnızca birini, en güncel ve yakıcı olanını aktaralım size: Elbistan Hapishanesi’nde bulunan ve 14 yıllık tutsak olan Güler Zere’nin hastalık öyküsünü yani. Güler, ağzının içinde yaralar çıkmasına karşın uzun süre doktora çıkartılmaz. Tüm ağzı yaralarla kaplanıp yemek yiyemez hale gelince çıkarıldığı revirden ise ağrı kesici ilaçlarla Hücresi’ne geri gönderilir. Hapishane arkadaşlarının ısrarlı çabalarıyla hastaneye sevk edilebildiğinde; ağız içi kanseri olduğu ortaya çıkar. Şikayetlerini ilk kez dile getirdiğinde sevki yapılıp teşhisi konabilse kolaylıkla tedavi edilebilecek bir hastalık, hapishane idaresi ve infaz savcısının keyfi tavrı ile tedavisi olanaksız noktaya taşınmıştır. Buna rağmen hastaneye yatırılmaz Güler; “Yer yok!” denir. Yatışı gecikmeli şekilde sağlandığında ise hemen ameliyata alınarak yanağının yarısı operasyonla alınır, ancak kanser çok yayılmıştır. İkinci kez ameliyat edilerek daha geniş bir bölge çıkartılırsa da, bu da çare olmaz. Bu arada hakkında Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Kürsüsü ve Adana Tabip Odası tarafından “Güler Zere’nin 4. evrede kanser hastası olduğu, tutukluluk koşullarında iyileşmesinin mümkün olmadığı, tahliye edilmesi durumunda iyileşme ihtimalinin % 30 olduğu” vurgulanan raporlar düzenlenir. Normalde Güler’in tahliye edilmesi için bu raporlar yeterlidir. Ancak Elbistan İnfaz Savcısı bu kurumlardan “Yüksek güvenlikli, tam teşekküllü bir hastane mahkûm koğuşunda tedavisinin mümkün olup olmadığı” konusunda ek rapor ister. İkinci kez düzenlenen Rapor’da ‘aslında ilk raporun son derece açık olmasına karşın ikinci kez rapor istenmesinin anlamının anlaşılamadığı belirtilerek, Güler Zere’nin zaman geçirilmeksizin tahliye edilmesi gerektiği vurgulanır. Elbistan İnfaz Savcısı bununla da yetinmez ve Güler Zere’yi İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk eder. 3 kilo kaybettiği, gidiş –geliş 28 saat süreli kara yolculuğu ile 10 dakikalık Adli Tıp muayenesine getirilir Güler. İki kez kanser ameliyatı olmuş birine yaptırılan 28 saatlik yolculuk işkence değilse, nedir? Ergenekon sanıklarına, kontrgerilla elemanlarına, İbrahim Şahin’lere 1 günde rapor düzenleyen ATK, Güler ile ilgili raporu 2 haftada düzenleyebilir ve onda da ‘tahliyesine gerek olmadığı’na karar vermiştir. 10 dakikalık muayene, bunu anlamalarına yetmiştir. Bu utancı kağıda dökmek için ise tam 2 hafta gerekmiştir. Daha önce Erol Zavar’dan başlayarak birçok hasta tutsağın cezaevinde tedavi edilebileceği raporlarının altında imzası olan ATK 3. İhtisas Dairesi, bu defa da Güler Zere’nin ölüm fermanını imzalamıştır. Güler’e reva görülen bu alçaklığın nedeninin, onun bir devrimci oluşu olduğu açıktır.

Bizler, beş yılı aşkın süredir Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu olarak sayısız eylem ve etkinlik gerçekleştirdik. Erol şahsında cezaevlerinde yaşanan haksız uygulamalara dikkat çekmeye çalıştık. Mesane kanseri olan ve bugüne dek 20 ameliyat geçirip, vücudundan 50’nin üzerinden kanserli ur alınan Erol Zavar‘ın F Tipi tecrit koşullarında direnmek durumunda kaldığı bu hayati sorununu kamuoyuna taşımaya çalıştık… Erol’un Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından düzenlenmiş olan ‘tedavisinin uygun koşullarda yapılabilmesi için derhal tahliye edilmesi gerektiği’ne dair Raporu’nu vermek üzere aylarca randevu beklediğimiz Cumhurbaşkanlığı Sekreterliği’nden, 3 hafta kadar önce ve adeta alay eder gibi “Elimize Erol Zavar konusunda ulaşmış bir Rapor yoktur!” açıklaması yapıldı. Bunun üzerine randevu verilmeyeceğine ikna olarak söz konusu Raporu iadeli tahahütlü olarak Cumhurbaşkanlığı Makamı’na gönderdik. Hiç olmazsa artık bu konuda yanıltıcı açıklamalar yapılamayacaktır. 3 Ağustos Pazartesi Günü ise Erol Zavar’ın Raporu İstanbul Tabip Odası’nda TTB Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy ve bizler tarafından kamuoyuna açıklanacaktır. Erol’a karşı sergilenen bu yaklaşımın da nedenini biliyoruz, çünkü Erol Zavar da bir devrimcidir.

Erol’u ‘ora’dan alabilir, ‘duvar’da bir gedik açabilirsek arkası gelir, önce hasta tutsakları ölümün pençesinden çekip almak, paralelinde de ‘F Tipi Tecrit’ konusunda bir duyarlılık oluşturmak mümkün olabilir, diye düşündük. Ama bu süre içinde onlarca hasta tutsak hayatını yitirdi. En yakın örnekleri de Ali Çekin Amca ile İsmet Ablak oldu. İsmet Ablak hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz hafta sonu göz göre göre ölüme terk edildiği, Erzurum’daki izbe bir mahkum koğuşunda, hayatını kaybetti. Hem Ali Çekin’in hem de İsmet Ablak’ın suçları ise Kürt ve Yurtsever olmalarıdır. Kırıklar 2 No’luda Kan Kanseri tanısına karşın ısrarla tahliye edilmeyen A. Samet Çelik’in ‘suç’u da aynıdır. Ama ne yapsalar nafile. Onların tümü de; yani Güler de, Erol da, A. Samet de, tüm diğer devrimci tutsaklar gibi, onurumuzdur.

Eğer güçlü bir kamuoyu ve hasta tutsaklar etrafında güçlü bir dayanışma yaratamazsak belki de Güler Zere, A.Samet Çelik ya da Erol Zavar bir sonraki kayıplarımız olacak. Cezaevlerindeki hasta tutsaklar sorunu, sadece yakınlarının, arkadaşlarının, yoldaşlarının değil, başta devrimci-demokrat çevreler, insan hakları savunucuları ile aydın ve sanatçılar olmak üzere bu coğrafyanın vicdanının, insanım diyen herkesin sorunudur. İnsanlarımızı hastalıklarının tedavisi için dışarı alabilme çabasında ortaklaşma hepimize düşen bir görevdir.

Devlet yetkililerini uyguladıkları çifte standarda son verip ağır hasta tutsakların tedavilerinin uygun koşullarda yapılabilmesi için tahliyelerine karar verilmesine çağırıyoruz, 01.08.2009.

Güler, Samet, Erol ve tüm hasta tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır!
Tecrit Öldürür, Dayanışma Yaşatır!
Yaşasın Devrimci Dayanışma!
Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu

EROL ZAVAR’A YAŞAMA HAKKI KOORDİNASYONU’NDAN EŞ ZAMANLI BASIN AÇIKLAMALARI

11 Mayıs 2009 Basından | 2 Yorum »

dscn6098

 dscn60961

dscn6070

dscn6076

(9 Mayıs, İstanbul)

 

 ebb

gggggg

(9 Mayıs, İzmit)

 

dscn1391

cccc

(9 Mayıs, Eskişehir)

 

adsiz

(9 Mayıs, Ankara)

Erol Zavar ve Hasta Tutsaklar için 9 Mayıs Cumartesi günü İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir, İzmit, Adana, Sivas-Divriği gibi çeşitli illerde eş zamanlı olarak basın açıklaması ve eylemler düzenlendi;

BASINA ve KAMUOYUNA,

Cezaevlerinde yıllardır yaşanan sağlık sorunları biliniyor. Yöneticilerin “çözüm” çağrılarını duymazdan gelmesi bu gerçeği ne yazık ki değiştirmiyor. Ağır hasta tutsakların yaşam savaşında, yenik düşerek bizlere veda edenler oluyor. Sağlık raporları ve acil çağrıların sık sık yapıldığı onca hasta tutsak için zaman giderek daralıyor.
Bugün yine buradan tecride karşı dayanışma çağrısında bulunacağız. Hasta tutsakların yaşaması için özgürlük çağrısında bulunacağız. İçlerinde durumu en ağır olan Erol Zavar için bir kez daha yetkililerin işitme konusundaki direncini aşma umudu ile haykıracağız.

İşte Erol’un hikayesi: Erol Zavar 10 yıldır “Mesane Kanseri”. 2001 Yılbaşı’nda gözaltına alındı ve yaklaşık 8,5 yıldır da ‘müebbet hükümlüsü’ bir devrimci tutsak olarak F Tipi tecritte.
Erol, 1999 yılında kanser teşhisiyle ameliyat edildi. Ameliyat sonrası, iyi bakım ve sürekli kontrollerinin yapılmaması halinde, sağlığının tehlikeye gireceği doktorlarınca vurgulandı.
İlk 15 ay hastalıkta herhangi bir yineleme gözlenmemesi üzerine hekimlerinin oldukça umutlu konuşmaya başladığı bir dönemde, 2001 yılının soğuk bir Ocak günü Ankara’da Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından gözaltına alındı Erol Zavar.
İşkencelerden geçirildi… Gözaltı sürecinde iki kez hastaneye kaldırıldı… Üniversite hastanesine sevk edildiği halde tekrar işkenceye alındı. Erol Zavar’ın; stres etkenlerinin hastalığın seyri açısından yaratacağı risk dahil, sağlığı ile ilgili bilgiyi paylaşmasına karşın ‘uygulama’ değişmedi. Zaten Erol’un amacı da; “Bilmiyorduk!” mazeretini sorgucularının elinden almaktı. 17 Ocak 2001 tarihinde çıkartıldığı Ankara DGM tarafından tutuklanarak Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne gönderildi.
Üç yıl boyunca cezaevi yönetimi 3 ayda bir yaptırılması gereken sistoskopiyi engelledi. ‘Dışarıdaki’ doktorları sistoskopik incelemelerin periyodik yapılması durumunda riskin asgari düzeye ineceğini söylemişken, Erol Zavar’ın muayene talepleri 37 ay boyunca adeta aspirin verilerek geçiştirildi. Dışarıdan oluşturulan basıncın da etkisi ile Edirne’ye sevk edilmesi 2004 Şubat’ını buldu. Kanser 1 de değil tam 5 adet ve her biri oldukça büyümüş tümörler biçimde tekrarlamıştı. Hastalığın nüks tarihini kesin biçimde söylemek mümkün olmasa da Erol’un bildiği ve uyardığı belirtiler nedeni ile 2004’ten epey önce olduğu açık. Yani kabul edilemez bir ihmal söz konusu.
O günden bu yana geçen 5,5 yıla yakın süre içerisinde, Erol; 50’yi aşkın yeni kanserli tümörün saptandığı 20 ameliyatı geçirdi, ayrıca safra kesesi alındı.
Erol Zavar hakkındaki ilk Kampanya 2004 Yılı’nda “Tecrit Öldürür; Dayanışma Yaşatır”, “F Tipi’nde Mesane Kanseri – Sağlığı Yaşamı Tehlikede, Erol Zavar’a Özgürlük” adı altında başlatıldı. 2005 yılında ise “Bu Işık Sönmesin, Erol Zavar’a Özgürlük” çağrısı ile devam etti. 2006 yılında Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu oluşturuldu.
2008 Temmuz başında Ergenekon Soruşturması’ndan tutuklu olan Kuddusi Okkır’ın apar-topar tahliye edilmesinin hemen ardından kanserden ölmesi; F Tipi cezaevlerindeki insanlık dışı ve sağlıksız koşulların kamuoyunda algılanmasında oldukça etkili oldu. Bu gelişmeler yaşanırken Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu İstanbul milletvekili Ufuk Uras aracılığı ile “Erol Zavar’ın tedavisinin uygun koşullarda sürdürülmesi için tahliye talebini” Cumhurbaşkanı’na iletti. 13 Eylül 2008’den beri de Cumhurbaşkanı’nın kamuoyu önünde söz verdiği gibi, Erol ve diğer hasta tutsakların dosyalarını bizzat inceleyip bir karara varması gündemdeydi. Bilindiği gibi bu konuda henüz bir gelişme olmadı.
Son olarak TTB’nin Erol Zavar’ın sağlık durumu ile ilgili dosyayı inceleyerek ‘Cezaevinde tedavisinin mümkün olup olmadığı’ sorusuna yanıt aradığı Değerlendirme Raporu’nun tamamlanarak, başvurucular olan Elif Zavar ve ÇHD’ye teslim edilmiş olduğu biliniyor. Önümüzdeki günlerde Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu bu son gelişmeler ışığında tekrar Cumhurbaşkanı ile görüşme sağlayacak.

Dayanışma; kendinde insanlığı ve insanlıkta da kendini keşfederek, geliştirerek, birlikte özgürleşme eylemidir. O halde;

Haydi, Erol Zavar ve Tüm Hasta Tutsaklarla Dayanışmaya!
Tecrit Öldürür, Dayanışma Yaşatır!
Erol Zavar’a ve Hasta Tutsaklara Özgürlük!

09.05.2009, EROL ZAVARA YAŞAMA HAKKI KOORDİNASYONU

CEZAEVİNDE BİR YAŞAM DAHA SOLDU….

2 Mart 2009 Basından | 1 Yorum »

Cezaevinde bir kişi daha yaşamını yitirdi

DİYARBAKIR – Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde 1,5 yıl önce “Örgüte yardım yataklık” iddiasıyla tutuklanarak Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen, 1,5 ay önce de Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen böbrek yetmezliği ve hipertansiyon rahatsızlığı olan Beşir Özer yaşamını yitirdi.

Sağlık sorunları bulunan tutuklu ve hükümlülerin tedavilerinin yapılmaması ve kötü koşullarıyla gündemden düşmeyen cezaevlerinde bir kişi daha yaşamını yitirdi. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve sağlık sorunları olan Beşir Özer yaşamını yitirdi. Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde 1,5 yıl önce “Örgüte yardım yataklık” ettiği iddiasıyla gözaltına alınan Beşir Özer, tutuklanarak Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Açılan dava sonucunda Özer, “Örgüte yardım yataklık” ettiği gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Böbrek yetmezliği ve hipertansiyon rahatsızlığı bulunan Özer’in, yaklaşık 2 ay önce mide kanaması geçirmesi üzerine, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. 15 gün tedavi edilen Özer daha sonra Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Salı günü kontrole götürülen Özer, bugün akşam saatlerinde cezaevinde yaşamını yitirdi.

Özer’in oğlu Mehmet Özer, babasının 2005 yılında beyin kanaması geçirdiğini, böbrek yetmezliği bulunduğunu ve hipertansiyon hastası olduğunu, bu nedenle sürekli ilaç kullandığını söyledi. Babasının Salı günü doktor kontrolüne götürüldüğünü ifade eden Özer, daha sonra haber alamadıklarını ve bugün ölüm haberinin kendilerine verildiğini söyledi.

Özer’in cenazesi Cizre’de defnedilecek.
28/02/2009dyb-cenaze2

TECRİT İŞKENCESİ SÜRÜYOR!

2 Mart 2009 Basından | Yorum Yok »

Süleyman Erol Bileklerini Kesti

Hükümlü Süleyman Erol tutulduğu tek kişilik hücrede bileklerini kesti.

Buna ilişkin Tutuklu Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) 1 Mart 2009 tarihinde yazılı bir açıklama yayınlayarak: “Tecrit sürdükçe Süleyman Erol’lar ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır. Tek çözüm tecridin kaldırılması, 22 Ocak 2007 tarihli 45/1 sayılı genelgedeki SOHBET HAKKININ derhal ve koşulsuz uygulanmasıdır.” dedi.

TECRİT İŞKENCESİ SÜRÜYOR.

İZMİR / KIRIKLAR 1 NOLU F TİPİ HAPİSHANESİNDE HÜKÜMLÜ OLARAK KALMAKTA OLAN SÜLEYMAN EROL BİLEKLERİNİ KESTİ.

F tipi hapishaneler açıldığı günden bu yana tecrit işkencesinin en ağır koşullarda sürdürüldüğü yerler oldu. Tecrit hücreleri insanlığı yok etmek için yapılmıştı. Tutsaklar, TAYAD, Demokratik Kitle Örgütleri ilk günden itibaren bunu söylediler ve tecritin kaldırılması için direnişte yer aldılar.

Siyasi iktidara mimari tecrit olarak uygulanan hücreler yetmediği gibi, hücrelerin içindeki tecriti de arttırmanın yollarını aradı. Aile görüşü yasakları, dergi ve gazete yasakları, mektup yasakları v.s. tüm yasakların temel amacı insanı yalnızlaştırmaktı. Bu yasaklarla yetinmeyen siyasi iktidar 2005 yılında yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’la “ağırlaştırılmış müebbet hapis” statüsünü getirdi. Yasalardaki düzenlemeye göre “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasına çarptırılan hükümlüler ömürleri boyunca tek kişilik hücreye kapatılacak, günde 1 saat havalandırmaya çıkarılacak, diğer tutsakların faydalanabildiği kimi haklardan ise ya hiç yararlanamayacak ya da kısıtlı yararlanabilecekti. Örneğin aile görüşünü tutsaklar haftada 1 gün yapabiliyorken bu cezayı alanlar 2 haftada bir görüşebilecekler, arkadaş görüşü hakkından yararlanamayacaklar gibi…

Süleyman Erol da bu cezaya çarptırılmış birisi idi. Yani tek kişilik hücrede tutulacak, günde 1 saat havalandırmaya çıkabilecekti. Üstelik hapishane idaresi bu cezayı mahkeme kararlarının aksine kendi insiyatifiyle uygulamakta idi. Çünkü Süleyman Erol’a mahkeme tarafından verilen “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası Yargıtay tarafından bozulmuş ve “müebbet hapis” cezasına çevrilmişti. Ancak İzmir / Kırıklar 1 Nolu F Tipi Hapishanesi idaresi bu mahkeme kararının Yargıtay tarafından onaylanmadığını iddia ederek “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasının infazına devam etti.

Elbetteki böylesine ağır bir tecrit Süleyman Erol’un sağlığını etkiledi. Tecrit koşulları onun sağlığını bozdu. Ve 23 Şubat 2009 gecesi saat 02.00’de bileklerini kesti. Hastaneye kaldırılarak tıbbi müdahale yapıldı ve şu an tekrar hapishanedeki tek kişilik hücresine kapatıldı. İhtiyaçlarını kendi karşılayamadığı için yan hücrede bulunan arkadaşı havalandırma saatleri içinde karşılayabiliyor.

Şimdi sormak gerekli Süleyman Erol’u bileklerini kesmeye kim itti? Bunun sorumlusu kim? Yasalara aykırı olarak “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezasının infazını yapan İzmir / Kırıklar 1 nolu F Tipi Hapishanesi müdürü mü? Hapishane savcısı mı? Süleyman Erol’un sağlık durumunu bildiği halde sesini çıkarmayan, tecritte tutulmasına seyirci kalan hapishane doktoru mu? Adalet Bakanı mı? Bakanın bürokratları mı? Bu yasayı onaylayanlar mı? Kim? Kim sorumlu? Yoksa özür dilenecekler arasına Süleyman Erol’da mı katılmak isteniyor?

Tecrit sürdükçe Süleyman Erol’lar ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır. Tek çözüm tecridin kaldırılması, 22 Ocak 2007 tarihli 45/1 sayılı genelgedeki SOHBET HAKKININ derhal ve koşulsuz uygulanmasıdır.

TAYAD’LI AİLELER

ÖZGÜR