2 Ağustos 2009 Basından | Yorum Yok »
*Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu, İstanbul-Ankara ve İzmir’de olmak üzere eş zamanlı basın açıklamaları düzenledi.


Sevgili Dostlar, Değerli Basın Emekçileri,
Hapisten bir kişi daha tabutla çıktı; İsmet Ablak da Cezaevi’nde yaşamını yitirdi. Son dönemde sık okuduğumuz başlıklar oldu bunlar. Artık bu tür haberler duymak istemiyoruz.
Bilindiği gibi cezaevleri başlı başına bir sorundur ülkemizde. Binlerce insanımız ABD patentli, AB finanslı tecrit hapishanelerinde ceza içinde ceza çekerek yatmakta. Bir kısmı için durum daha da zor. Çünkü onlar ayrıca hastalıkları ile de boğuşmak zorundalar. Bahsettiğimiz basit hastalıklar da değil… ağır, yaşamsal hastalıklardır. Cezaevinde tedavisi mümkün olmayan; kanser, şizofreni, felç benzeri hastalıklar.
Aslında ceza yasalarında bu tür durumlar için gerekli maddeler mevcut. Yasaya göre hayati bir sorun teşkil eden sürekli bir hastalığı tespit edilen tutuklu veya hükümlünün cezası Adli Tıp raporlarıyla saptandığında ilgili Cumhuriyet Savcılığı tarafından altı ay süreyle ertelenebiliyor. Ayrıca bizzat Cumhurbaşkanı da aynı gerekçe ile cezayı hafifletilebilir ya da tümden kaldırabilir, yani hükümlü geçici değil tümüyle tahliye edilebilir.
Geçtiğimiz yıllarda bu yasanın uygulanabildiğini hep birlikte yaşayarak gördük. Cumhurbaşkanı, Erbakan’ın ev hapsi cezasını hasta ve yaşlı diye affetti. Ergenekon tutuklusu Generaller ve diğer subaylar ile İbrahim Şahin ve bazı sivil tutuklular tedavi görebilsinler diye serbest bırakıldılar. Yine Cumhurbaşkanı’nın mesane kanseri olan Mustafa Varlık’ı tahliyesine karar verdiğini de basından izledik, iki ay kadar önce. Yani böyle bir yasa var ve uygulanıyor da. Buna bir itirazımız yok bizim. Bizler insan hayatının ve haklarının dokunulmazlığı evrensel ilkesinin geçerli olmasının kavgasını da veriyoruz. İtirazımız; uygulamadaki çifte standarda, yetkiyi elinde tutan kurumların açık taraflılığınadır. Hasta eğer solcu, muhalif, yani devrimci ise ölüme terk edilmekte… Tüm insanlığın vicdanı gibi, bizim de itirazımız bu kabul edilemez pervasızlığadır.
Anlatılabilecek maalesef çok sayıda benzeri örnek var şu sırada cezaevlerinde. Ancak bu noktada, birçok insanlık dramından yalnızca birini, en güncel ve yakıcı olanını aktaralım size: Elbistan Hapishanesi’nde bulunan ve 14 yıllık tutsak olan Güler Zere’nin hastalık öyküsünü yani. Güler, ağzının içinde yaralar çıkmasına karşın uzun süre doktora çıkartılmaz. Tüm ağzı yaralarla kaplanıp yemek yiyemez hale gelince çıkarıldığı revirden ise ağrı kesici ilaçlarla Hücresi’ne geri gönderilir. Hapishane arkadaşlarının ısrarlı çabalarıyla hastaneye sevk edilebildiğinde; ağız içi kanseri olduğu ortaya çıkar. Şikayetlerini ilk kez dile getirdiğinde sevki yapılıp teşhisi konabilse kolaylıkla tedavi edilebilecek bir hastalık, hapishane idaresi ve infaz savcısının keyfi tavrı ile tedavisi olanaksız noktaya taşınmıştır. Buna rağmen hastaneye yatırılmaz Güler; “Yer yok!” denir. Yatışı gecikmeli şekilde sağlandığında ise hemen ameliyata alınarak yanağının yarısı operasyonla alınır, ancak kanser çok yayılmıştır. İkinci kez ameliyat edilerek daha geniş bir bölge çıkartılırsa da, bu da çare olmaz. Bu arada hakkında Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Kürsüsü ve Adana Tabip Odası tarafından “Güler Zere’nin 4. evrede kanser hastası olduğu, tutukluluk koşullarında iyileşmesinin mümkün olmadığı, tahliye edilmesi durumunda iyileşme ihtimalinin % 30 olduğu” vurgulanan raporlar düzenlenir. Normalde Güler’in tahliye edilmesi için bu raporlar yeterlidir. Ancak Elbistan İnfaz Savcısı bu kurumlardan “Yüksek güvenlikli, tam teşekküllü bir hastane mahkûm koğuşunda tedavisinin mümkün olup olmadığı” konusunda ek rapor ister. İkinci kez düzenlenen Rapor’da ‘aslında ilk raporun son derece açık olmasına karşın ikinci kez rapor istenmesinin anlamının anlaşılamadığı belirtilerek, Güler Zere’nin zaman geçirilmeksizin tahliye edilmesi gerektiği vurgulanır. Elbistan İnfaz Savcısı bununla da yetinmez ve Güler Zere’yi İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk eder. 3 kilo kaybettiği, gidiş –geliş 28 saat süreli kara yolculuğu ile 10 dakikalık Adli Tıp muayenesine getirilir Güler. İki kez kanser ameliyatı olmuş birine yaptırılan 28 saatlik yolculuk işkence değilse, nedir? Ergenekon sanıklarına, kontrgerilla elemanlarına, İbrahim Şahin’lere 1 günde rapor düzenleyen ATK, Güler ile ilgili raporu 2 haftada düzenleyebilir ve onda da ‘tahliyesine gerek olmadığı’na karar vermiştir. 10 dakikalık muayene, bunu anlamalarına yetmiştir. Bu utancı kağıda dökmek için ise tam 2 hafta gerekmiştir. Daha önce Erol Zavar’dan başlayarak birçok hasta tutsağın cezaevinde tedavi edilebileceği raporlarının altında imzası olan ATK 3. İhtisas Dairesi, bu defa da Güler Zere’nin ölüm fermanını imzalamıştır. Güler’e reva görülen bu alçaklığın nedeninin, onun bir devrimci oluşu olduğu açıktır.
Bizler, beş yılı aşkın süredir Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu olarak sayısız eylem ve etkinlik gerçekleştirdik. Erol şahsında cezaevlerinde yaşanan haksız uygulamalara dikkat çekmeye çalıştık. Mesane kanseri olan ve bugüne dek 20 ameliyat geçirip, vücudundan 50’nin üzerinden kanserli ur alınan Erol Zavar‘ın F Tipi tecrit koşullarında direnmek durumunda kaldığı bu hayati sorununu kamuoyuna taşımaya çalıştık… Erol’un Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından düzenlenmiş olan ‘tedavisinin uygun koşullarda yapılabilmesi için derhal tahliye edilmesi gerektiği’ne dair Raporu’nu vermek üzere aylarca randevu beklediğimiz Cumhurbaşkanlığı Sekreterliği’nden, 3 hafta kadar önce ve adeta alay eder gibi “Elimize Erol Zavar konusunda ulaşmış bir Rapor yoktur!” açıklaması yapıldı. Bunun üzerine randevu verilmeyeceğine ikna olarak söz konusu Raporu iadeli tahahütlü olarak Cumhurbaşkanlığı Makamı’na gönderdik. Hiç olmazsa artık bu konuda yanıltıcı açıklamalar yapılamayacaktır. 3 Ağustos Pazartesi Günü ise Erol Zavar’ın Raporu İstanbul Tabip Odası’nda TTB Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy ve bizler tarafından kamuoyuna açıklanacaktır. Erol’a karşı sergilenen bu yaklaşımın da nedenini biliyoruz, çünkü Erol Zavar da bir devrimcidir.
Erol’u ‘ora’dan alabilir, ‘duvar’da bir gedik açabilirsek arkası gelir, önce hasta tutsakları ölümün pençesinden çekip almak, paralelinde de ‘F Tipi Tecrit’ konusunda bir duyarlılık oluşturmak mümkün olabilir, diye düşündük. Ama bu süre içinde onlarca hasta tutsak hayatını yitirdi. En yakın örnekleri de Ali Çekin Amca ile İsmet Ablak oldu. İsmet Ablak hepimizin bildiği gibi geçtiğimiz hafta sonu göz göre göre ölüme terk edildiği, Erzurum’daki izbe bir mahkum koğuşunda, hayatını kaybetti. Hem Ali Çekin’in hem de İsmet Ablak’ın suçları ise Kürt ve Yurtsever olmalarıdır. Kırıklar 2 No’luda Kan Kanseri tanısına karşın ısrarla tahliye edilmeyen A. Samet Çelik’in ‘suç’u da aynıdır. Ama ne yapsalar nafile. Onların tümü de; yani Güler de, Erol da, A. Samet de, tüm diğer devrimci tutsaklar gibi, onurumuzdur.
Eğer güçlü bir kamuoyu ve hasta tutsaklar etrafında güçlü bir dayanışma yaratamazsak belki de Güler Zere, A.Samet Çelik ya da Erol Zavar bir sonraki kayıplarımız olacak. Cezaevlerindeki hasta tutsaklar sorunu, sadece yakınlarının, arkadaşlarının, yoldaşlarının değil, başta devrimci-demokrat çevreler, insan hakları savunucuları ile aydın ve sanatçılar olmak üzere bu coğrafyanın vicdanının, insanım diyen herkesin sorunudur. İnsanlarımızı hastalıklarının tedavisi için dışarı alabilme çabasında ortaklaşma hepimize düşen bir görevdir.
Devlet yetkililerini uyguladıkları çifte standarda son verip ağır hasta tutsakların tedavilerinin uygun koşullarda yapılabilmesi için tahliyelerine karar verilmesine çağırıyoruz, 01.08.2009.
Güler, Samet, Erol ve tüm hasta tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır!
Tecrit Öldürür, Dayanışma Yaşatır!
Yaşasın Devrimci Dayanışma!
Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu